Cumhuriyet Kadınları
05 Eylül 2010, Pazar
Cumhuriyet Kadınları
Advertisement
CUMHURİYET VE KADIN Yazdır E-Posta

CKD Genel Başkanı Şenal Sarıhan’ın 07.09.2007 Günü Bursa CHP İl Başkanlığı Tarafından Düzenlenen Panel Konuşması

 “Kim demiş kadın, çok küçük şeydir?       
Bir kadın belki de  en büyük şeydir.”

Öncelikle CHP Bursa İl Başkanlı’ğına , bu onurlu haftanın açılışında Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı sıfatımla çağrılmış olmam nedeni ile teşekkür ediyorum. “Bursa ve Cumhuriyet Kadınları”  başlığı altında gerçekleştirilecek bu toplantıda , cumhuriyet kadınlarından söz etmenin, halkımızın kadın erkek emperyalist işgale karşı direnişinden söz etmek, bu macerayı anımsamakla olanaklı olacağı inancındayım. Bu nedenle öncelikle Cumhuriyet devriminden önce başlamış olan kadın devriminden söz etmek istiyorum.

KOZASINI TERKEDEN İPEK BÖCEKLERİ

Feodal yaşam biçiminin kafes ardına iterek, adsız ve ikincil kılmaya çalıştığı kadınlarımız, Tanzimat yıllarında , o gün için ilerici nitelikler taşıyan batılaşmanın yarattığı etki ile bir ipek böceği gibi kozalarını kırmak için harekete geçtiler. Kozaların kırılmasının en etkin aracı, eğitim hakkına kavuşabilmekti. Bu çaba öncelikle  1869 Maarif Nizamnamesi’ne yansıdı. Nizamnameye göre, 6-11 yaşındaki erkeklerle, 6-10 yaşındaki kızlar için eğitim zorunlu hale geldi. Ardından, 1876 Osmanlı Anayasası ile kız – erkek tüm çocuklar için ilk öğretim zorunlu oldu. Bu arada, özellikle büyük kentlerde  olmak üzere kızlar için ebe okulları (1845), Kız ortaokulları(1859) ve Kız İlköğretmen okulları (1870) açılmıştı. Kız lisesi ise sadece İstanbul’da olmak üzere 1913 yılında açıldı.1924 de ise kadınlara üniversiteye devam hakkı verildi. Böylece kadınlar, aydınlanmanın ilk ışığı ile karşılaştılar. Üniversitenin ilk mezunları arsında olan Halide Edip, Nezihe Muhittin ve Öğretmen Nakiye Hanım, Kurtuluş mücadelemizin de önde kadınları arasında yer aldılar.


1908’den sonra, kentli kadınların yazarak, konuşarak, gazete ve dergiler çıkararak toplumsal yaşamın içinde kendilerine yer açmaya başladıkları yıllar oldu. 1883 - 84 yılları arasında Arife Hanım tarafından çıkarılan ŞÜKÜFEZAR dergisi ve 1895 ‘de yayımlanan HANIMLARA MAHSUS GAZETE gibi kadınlar tarafından çıkarılan yayınlar vardı. Ancak 20. yüzyılın başlarında kadınlar, toplumsal ve siyasi haklar için mücadeleyi daha yüksek bir düzeye ulaştırmışlardı. İkinci Meşrutiyet, Osmanlı kadınlarının da kamusal yaşama katılma, iş bulma, eğitimden yararlanma, yasaklardan, “boş ol”la sonlanan evliliklerden kurtulma istemlerini özgürce duyurmalarının önünü açtı. Bu istemlerin ifade edildiği  Kadınlar Dünyası 14 Nisan 1913’de yayımlanmaya başladı. Gazetenin imtiyaz sahibi Nuriye Ulvi, sorumlu müdürü ise Emine Seher Hanım’dır. Dergi ilhamını, esas olarak Fransız İhtilali’nden almaktadır. (1921’e dek yayımı sürer.)

Köylü kadınlar ise, eğitim olanaklarından yoksun olmakla birlikte , daima toplumsal yaşamın bir ögesi idiler. Çünkü, köye özgü çalışma yaşamı, kadınların da doğrudan katıldığı bir yaşam alanı oluşturuyor ve bu durum, köy kadınlarını olumlu yönden etkiliyordu.
    
Kadın Örgütlenmesinin ilk örnekleri ise kadın sorunlarını  değil genel anlamda yardımı konu alan kuruluşlardan oluşmuştu. Örneğin 1908 yılında kurulmuş olan CEMİYET- İMDADİYE Rumeli sınırlarında çarpışan askerlere giyecek ve yiyecek yardımı amacını güdüyordu. ESİRGEME DERNEĞİ  ve KADINLAR HAYIR CEMİYETİ de benzer amaçlarla kurulmuştur İsimlerine “kadın” sözcüğü olmakla birlikte kadın hakları amaçlı örgütlenmeler   hemen hemen yoktur.
            
 1914 ve 1918 yıllarını kapsayan   Birinci Dünya Savaşı, bütün dünyada kadın hakları mücadelesini gerileten bir süreç olmuştur. Özellikle Batı’da, kendi ülkelerinin siyasal ve ekonomik düzenlerini sorgulayan, diğer ülkelerdeki sistemlerin kadını ezdiğini, bu nedenle ortak bir kadın hareketinin oluşmasını amaçlayan kadın kuruluşları, savaşın yarattığı olumsuz koşullarda kendi ülkelerinin yanında yer almışlardır..
    
Bu tarihten itibaren “Kurtuluş Savaşı Kadınları” olarak anacağımız bu kadınlık, bugünün Cumhuriyet Kadının anasıdır.

VATANI OLMAYANIN HAKLARI DA YOKTUR  

Ulusal mücadele tarihimiz bize, kadınlarımızın, yurtlarını ve bağımsızlıklarını savunma güdüsü ile  Kurtuluş Savaşımızın en önünde yer aldıklarını kanıtlıyor. Kadınlar, neden savaşın asli unsurları oldular? Bu sorunun yanıtını  “Kurtuluş Savaşı Kadınları “ adlı kitabında yazar Zeki Sarıhan “İşgal Edilmiş Kadınlar” başlığı altında şöyle veriyor:

“...kadının bağımsızlığa sıkı sıkı sarılması ve bunun için mücadeleye atılması için daha
önemli bir neden vardır ki, o da işgale uğrayan ülke kadınların birer cinsel nesne olarak işgalciler tarafından ayrıca işgal edilme tehlikesidir. “  (Sayfa:55)

Kadınlar, Savaşta  namuslarını savunmaktadırlar. Savunulan bu değer, öncelikle vatan’dır. Vatan, bizim dilimizde aynı zamanda anadır. Namık Kemal, “Vatan Türküsü”’nde:

“Cümlemizin validemizdir vatan,
Herkesi lütfuyla O’dur besleyen”

diyerek vatanı çocuğunu emziren bir anaya benzetir. Yine Tevfik Fikret’in “Ferda-Yarın” şiirinde :

“Senin bugün,
Cennet kadar güzel vatanın var: Şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci gülüşlü kızcağız
Kimdir bilir misin? Şimdi saygısız
Bir  göz bu nazlı çehreye –Allah esirgesin
Kem bir nazarla baksa tahammül eder misin?”

dizeleri ile vatan,  kem gözden esirgenecek genç bir kıza benzetilir.Vatan, yaratan, besleyen, koruyan, esirgeyendir. Herşeydir ve namustur.Tıpkı bir kadın bedeni gibi. İşgalci bu nedenle hem vatanı hem de kadını kirletir.

Tüm haksız savaş alanlarında olduğu gibi kadınlarımızda , emperyalist işgal sırasında cinsel saldırıların kurbanı oldular.Marmara’nın güneyinde, Orhangazi ve Gemlik Bölgesi’nde  yunanlı saldırganlar akla gelmeyecek yöntemler uyguladılar. İşgalciler,  15 Mayıs 1921 tarihinde Karacaali Köyü’nde, kocalarını gözü önünde kadınlara cinsel saldırıda bulundular. Sonra onları kurşuna dizdiler. (Kadir Mısırlıoğlu ,Türk’ün Siyah Kitabı, S:119) Hamidiye ve Muratoba Köyleri’nde, Armutlu’ya bağlı Sultaniye Köyünde, Orhangazi’de , Cihanköy’de Çınarcık’ta,  benzer olaylar yaşandı.(age,s:122-126-129)  

Bu aşağılık saldırılara karşı kadınlarımız yaşamları pahasına direndiler.Yaşananlar herkes  için adeta bir bileği oldu.Bu nedenle .Halide Edip, onları şu cümlelerle anlatıyor:


“Bir kadın evvela Osmanlı, bir vatanperverdir. ...Vatanın hukuku, kadınlık hukukundan , bin kat mühim ve muhteremdir. “
       
Kurtuluş Savaşımızda kadınları, kadın olabilmenin kadınca ve insanca yaşayabilmenin ancak bağımsız bir vatan toprağı ile mümkün olduğunun bilincindeydiler.

KURTULUŞ SAVAŞI DESTANI, BİR KADIN DESTANIDIR

Kurtuluş Savaşı’nda Kadınlar, yaşadıkları yer, bulundukları sınıf ve eğitim düzeyine göre farklı alanlarda çalıştılar.Bu çalışmaları, beş  ana başlıkta ifade edebiliriz:

1-) Özellikle eğitimli kadınlardan oluşan propogandacı kadınlar,

2-) Bulundukları bölgelerde yardım toplayan, cephe için yiyecek ve giyecek üreten kadınlar,       

3-) Hastabakıcılık yapan kadınlar,

4-) Cepheye erzak, giyecek ve savaş gereçleri taşıyan kadınlar,

5-) Asker kadınlar


Bir başka niteleme ile kadınlar beş ayrı cephede direndiler.Bu direniş, cumhuriyetin ozanlarının kalemiyle, şiirlere, romanlara, tiyatrolara, bestelere yansıdı. Heykeltraşların ellerinde yeniden can buldu. Fazıl Hüsnü Dağlarca “Mustafa Kemal’in Kağnısı” şiirinde :

“ Yediyordu Elif Kağnısını
Kara geceden geceden,
Sanki elif elif uzuyordu, inceliyordu.
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı yasla ,
Her bir heceden heceden


dizeleri  ile anlatır onları.

Nazım Hikmet ise Kuvayı Milliyye Destanı’nda ;

“Ayın altından kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir  üstünden Afyon’a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
Dağlar öyle uzakta,
Sanki gidenler hiçbir zaman
Hiçbir menzile erişemeyecekti."


diye yazar. Kağnı kollarındaki kadınlardan  menzile erimeyenler de oldu.Kimisi, cepheye taşınan mermiyi  kundaktaki bebeğinin canından üstün tuttu. Kimisi soğuktan korunsun diye sarmaladığı cephaneliğin üzerinde soğuktan donarak can verdi. Kimisi yere yığılan öküzün yerine koştu kendi narin bedenini, Mustafa Kemal’in kağnısını yolda bırakmadı.
   
KADINLAR MİTİNG ALANLARINDA ANT İÇİRİYOR

KALBİNİZDEKİ İSYAN KUVVETİNİZDİR

Kadınlarımız Balkan Savaşları’ndan başlayarak, yurt savunmasına katkı ve halkı bu savaşlarda aktif göreve davet amacı ile konuşmalar yapmışlardı.Bu konuşmaları yapan  Halide Edip, Fatma Aliye, Nigar Binti, Nakiye Ergün isimlerini daha sonra  Kurtuluş savaşımız için aynı çağrıyı yineleyen kadınlar arasında görüyoruz.

İzmir’in işgaline karşı düzenlenen ilk miting, 19 Mayıs 1919 günü İstanbul’da gerçekleşti. Halide Edip ve Meliha Hanım, bu mitingin konuşmacıları arasında idiler.Türk kadınları, ilk kez,bir  miting kürsüsünden de halka sesleniyordu.:

“Türk ve müslüman , bugün en kara gününü yaşıyor. İnsanın hayatında sabah olmayan gece yoktur. Bu geceyi yırtıp, parlak bir sabah yaratacağız. Millet iyi ve kötü günler gördü. Günah dakikaları ve şanlı dakikalar yaşadı.

Hanımlar, bugün elimizde top, tüfek denilen alet yok. Fakat ondan büyük silahımız var. Hak ve Allah...

Tüfek ve top düşer. Hak ve Allah kalıcıdır. ...Kadınlar silahsız ve zayıftır. Fakat onların kalbi gayet metindir.”


Meliha Hanım ise, ‘felaketlere dayanarak yaşamanın büyük bir fedakarlık olduğunu, ancak haklı olanın  mutlaka bu hakkı alacağını’ belirten etkili bir konuşma yapar.

20 Mayıs Günü ise Üsküdar Doğancılar'da yeni bir miting yapılır. Asri Kadınlar Cemiyeti adına Sabahat Hanım’ın, Naciye ve Zeliha Hanımların konuştuğu bu mitinde 30.000 kişi katılır. Sabahat Hanım, konuşmasında İzmir’in işgali karşısında duyduğu öfkeyi şöyle açıklar:

“...Memleketimizde sükun ve istirahat ile yaşamak hakkını kazanmak için ailelerimizin kıymetli vücutlarını birer birer kaybederken  bile bu kadar keder duymuyorduk. Çünkü bir ümit için, bir vatan kazanmak için ,evet vatanımızın kurtuluşa kavuşması için o muhterem şehitleri veriyorduk. Fakat şimdi ne oldu? Bütün bu fedakarlıklarla beklenen, istenen hak da görülmüyor.Bunun için dökülen kanlara da hürmet edilmiyor. İşte hayatı, ruhu Türk olan İzmir’i bugün Yunanlılar aldılar. Belki yarın da sinemizden bir şefkat, kalbimizden bir hayat koparır gibi birer birer Konyamızı, Bursamızı, hatta evet, bütün güzellikleri ile bakışları kendine çeken çok sevgili İstanbulumuzu isteyecekler. O zaman da bu canımıza zehirli tırnaklarını takıp, her tarafta bizi biraz daha ölüme yaklaştıran bu kahreden kuvvetler karşısında yine böyle sükun ve tevekkülle mi  yaşayacağız? Ben buna “Hayır” diyorum. Biz kadınlar, bu hak cihadında en önde olacağız. Ve “medeniyete”, yalanlar,  riyalar söyleyen varlıklara her zaman lanetler edeceğiz."

15-20.000 kişinin katıldığı 22 Mayıs 1919 günü  Kadıköy’de düzenlenen mitingte yine kadınlar en öndedir. Münevver Saime Halide Edip’in konuşma yaptığı bu mitingten sonra  tutuklanır. Münevver Saime, daha sonra bizzat silahlı mücadele içinde yer alacaktır.

23 Mayıs 1919 tarihinde gerçekleşen Sultan Ahmet Mitingi’ne katılan kişi sayısı 200.000’e yükselmiştir. Bu mitingte ateşli bir konuşma yapan Halide Edip, Avrupa’nın istila siyasetin vahşetine değinerek, işgale karışmayan, ancak işgal karşısında susan Avrupa  hükümetlerinin de suçlu olduğunu ifade eder. Hükümetlerin düşman, milletlerin dost olduğunu da belirtir. Halka;

“Kalbinizdeki isyan kuvvetinizdir” diye seslenir.Ve bu kuvvetin mutlaka zafer getireceğine işaret eder.Konuşmasının sonunda mitinge katılanları yemin ettirir.Yeminde şu sözler vardır:

Türkiye’nin istiklal ve hayat hakkını alıncaya kadar hiçbir korku, hiçbir meşakkat önünden kaçmayacağız.... Bayrağımıza, ecdadımızın namusuna ihanet etmeyeceğiz. “

Damat Ferit Hükümeti, İngilizlerin de etkisi ile bu mitingin ardından tüm mitingleri yasaklar. Korku büyüktür.Kalplerdeki isyanın eyleme geçtiği, ve eylem çağrısını zarif kadın seslerinin  dile getirdiği  bir ülkede hiçbir işgalci direnemez.
   
.Nitekim yasaklara karşın mitingler sürer. Tarihimizin, bütün unsurları ile  ilk kadın mitingi olan Kastamonu’da , 10.12.1919 günü Öğretmen Okulu bahçesinde 3.00 kadın bir araya gelir. Miting  düzenleme komitesi başkanı olan Zekiye Hanım, din ve istiklal için ölmeye ve kanlarını evlatlarının ve eşlerinin kanlarıyla karıştırmaya hazır olduklarını söyler.

İlk kadın mitinginin Kastamonu!da düzenlenmesi önemli nedenlerinden biri, burada örgütlenmiş kadın derneklerinin oluşudur. 1911 yılında Bir yargıcın eşi tarafından Donanmai Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyeti Kastamonu Kadınlar Şubesi, Kastamonu Müdafai Hukuk Hanımlar Cemiyeti  kurulmuştur. 1912 de ise Vali Galip Bey’in eşi tarafından, Hilali Ahmer Cemiyeti Kadınlar Şubesi, 1916’da da yine Vali Atıf Bey’in başkanlığında Hanımlar İş Yurdu Kastamonu Şubesi kurulmuştur. Örgütlülük ve Yarbay Osman Bey’in önderliği bu mitingin gerçekleşmesini sağlamıştır.

ANAYA KIZ EVLAT BAKAR

Kadınların örgütlenmesi yukarıda da belirttiğimiz gibi 1908’lerde başlamıştır. Milli Mücadele döneminde ise salt ulusal kurtuluş amacı ile kurulmuş çok sayıda kadın derneği vardır. Bunlardan en önemlisi Sivas Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti’dir. Vali Reşit Paşa’nın eşi Melek hanım ‘ın başkanlığını yaptığı bu derneğin kuruluş başvurusu, 26.11.1919 günü yapılır.Kurulu, Sivas kamuoyuna , 28.11.1919 tarihinde açıklanır. Valilik, kuruluşu 09.12.1919 tarihinde onaylar.

Derneğin kuruluş amacı:

“Memleketin bütünlüğü ve istiklalini korumak uğrunda bütün Anadolu’nun birliği için çalışmak”

biçiminde açıklanır.Derneğin ilk genel kurulunda yaptığı konuşmada Melek Hanım, vatanı anaya benzeterek,

“Anaya kız evlat bakar.”

sözleri ile kadın sorumluluğunu ve örgütlenme amaçlarını ifade eder. Yirmiye yakın şubesi olan bu dernek (Kayseri, Eskişehir, Viranşehir, Erzincan, Niğde, Pınarhisar, Burdur, Kangal, Aydın, Balikesir, Kastamonu, Yozgat,  Amasya, Konya..), kurtuluş mücadelemizde büyük bir rol oynamıştır.

İkinci İnönü Savaşı’nın ardından  Ankara’da kurulmuş olan  Hilal-İ Ahmer Cemiyeti’nin  Kadınlar Kolu , Kurtuluş Savaşımızda çok etkin olmuştur.

Pek çok yerde de birarada toplanan kadın grupları vardır.Bursa da bunlar arasındadır. Bursa Kadınları da İzmir’in işgali karşısında isyan içindedir. Onlar “Ebedi Düşman” olarak niteledikleri Yunan’ın insanlık tarihinde eşine az rastlanır alçakça gerçekleştirilmiş faciaların müsebibi olduklarını ve “medeniyet” aleminin medeni olmaktan çok uzak olduğunu, bu zillet karşısında ölmeye hazır olduklarını  Ankara’ya Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsiliyesi’ne çektikleri bir telgrafla dile getirirler.

BU VATAN, TOPRAĞIN KARA BAĞRINDA SIRA DAĞLAR GİBİ DURANLARINDIR

Orhan Şaik Gökyay, “Bu vatan kimin?” başlığını taşıyan şiirinde , vatanımız,  toprağın kara bağrında sıradağlar gibi duran ve cepheden cepheye yol bulup koşanların olduğunu anlatır. Hem toprağın kara bağrına gizlenmiş hem de cepheden cepheye yol bulup koşmuş  sayısız kadın olmuştur.Kara Fatmalar, binbaşı Emire Ayşeler, Çete Ayşeler, Tayyar Rahmiyeler, Klavuz Haticeler, Gül Hanımlar, Gördesli Makbuleler, Asker Saimeler, Küçük Nezahatler ve adlarını saymakla, öykülerini anlatmakla bitiremeyeceğimiz nice kadın...

Ve nice isimsiz kağnı kolları kadınları....

Ali Fuat Cebesoy,  Gediz saldırısı sırasında kağnı kollarındaki kadınların özverisini şu cümlelerle anlatır:

“Kağnıların ekserisi, köy kadınları ve 10 – 15 yaşındaki çocuklar tarafından idare olunuyordu. Bu hakikaten asil ve ulvi bir manzara idi. Uzun yürüyüşlerde gece ayaz, kar  ve yağmur altında meşakkat ve acının en fazlasını çekmiş olan bu aziz vatandaşlarımız köylülerdi. Bunların içinde şiddetli soğuktan ölenler de olmuştu...Muhaberenin hayat kaynağı olan erzak ve cephaneyi hep bu aziz vatandaşlarımız taşımışlardı. Bütün meşakkat ve acılara rağmen yüzlerinde bir ekşiltme ve fütur görülmemişti.Hiç unutmam, böyle bir yürüyüş esnasında idi. Dondurucu bir soğuk vardı. Kağnısının başında duran ihtiyar bir nineye yaklaşmış sormuştum:

- Nine üşüyor musun?

Şu cevabı vermişti:

- Hayır oğul, üşümüyorum. Düşman topraklarımıza bastığı günden beri  içim yanıyor.

Benzer bir Anıyı Mustafa Necati anlatır. Çankırı-Çerkeş yolunda kağnılarla cephane taşıyan bir kadın kafilesine rastlarlar.Kafileden bir çocuk sesi gelmektedir. Mustafa Necati, çocuğu çıplak ayaklı bir ninenin taşıdığını farkeder.Kağnıda cephanelerin üzerine örtülmüş bir yorgan vardır. Mustafa Necati :

“Üşümez misin sen nine. Bak çocuk donacak, yorganı örtsene.” der. Nine şu yanıtı verir:

“Kar sepeliyor. Millet malıdır. Nem kapmasın evladım.”

Kurtuluş Savaşı kadınları, çocuklarının ve kendilerinin canlarını feda ederek bu savaşı kazandılar. Cumhuriyet onların da emeği üzerinde kuruldu ve yükseldi.
 
Cumhuriyeti  kuran kadınlarımıza bugün büyük bir görev düşüyor. Cumhuriyeti kurmak kadar, ayakta tutmak da bizim sorumluluğumuz.4 Kasım 2006’da Ankara’da , 31 Mart 2007 de Antalya’da,14 Nisan 2007 de yeniden Ankara’da , 29 Nisan’da İstanbul’da, 13 Mayıs ‘ta İzmir’de ,  20 Mayıs, 2007 de Samsun’da bu sorumlukla alanlardaydık. Yeni Damat Feritler, yeni yöntemlerle önümüzü kesmeye çalışıyor. Bağımsızlık istemenin, ulusal değerlere sahip çıkmanın suç sayıldığı günlerdeyiz. Ama  korkmuyoruz. Tarih bize haklı olanın kazanacağını  işaret ediyor. Kendi tarihimizden aldığımız güçle  alanlarda olmaya, mücadele etmeye, Cumhuriyeti korumaya devam edeceğiz. devam edeceğiz.


İzlenme: 3659

İlk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
fotorama