GERİCİLİĞİ KADINLAR ALT EDECEK
Bu yıl, 19 Mayıs Gençlik Bayramı’nı Türkiye halkının 1919 yılındaki bağımsızlık ve özgürlük iradesi ile kutluyoruz. O günün temel sorunu parçalanmış ve yer yer işgal edilmiş bir vatanın bütünlüğü ve ulusun tam bağımsızlığı idi. Türk ulusunun tarihinden ve dünya devriminden güç alan yurtseverler, mücadeleye atılmak için halkı örgütlediler. Emekçi halkla aydınların kaderi birleşti. Aydınlar, halkın büyük gücü harekete geçmedikçe istilacılara ve işbirlikçilerine karşı bir şey yapılamayacağını anladılar. Kendileri de halkın kaderini paylaştılar.
Aradan geçen 93 yıl, dünyanın temel sorunlarını değiştirmedi. Emperyalizm bugün de silahlı güçleriyle olduğu gibi sermayesi, kültürü ve diğer araçlarla dünyayı kendisine bağımlı tutmaya çalışıyor. Ulusları birleştiren ulusal bilinci yok ediyor. Dini, istismar ederek sömürücülerin hizmetine sunuyor. Ne yazık ki, bizim gibi ülkelerde kendisine yandaşlar buluyor ve yaratıyor. Mazlum ülkeleri, emperyalist sistemin bir parçası olarak tutmak istiyor. Kendi kaderlerini, emperyalistlerin geleceğine bağlamış olan işbirlikçiler, aynı zamanda bizi, geri bir sosyal hayat ve kültür içinde tutmak için ellerinden geleni yapıyor.
İlk yorumu yazın | İzlenme: 30 | Devamı... |
|
Sivas Katliamı, Cumhuriyet İdeolojisine Sahip Yurttaş Topluluğuna Yöneltilmiş İnsanlık Suçudur
Şenal Sarıhan
Sivas Katliamına katılmış olan ve aralarında katliamın elebaşılarından Cafer Erçakmak’ın da bulunduğu 7 kişi hakkında verilen ölüm ve zaman aşımı nedeni ile düşme kararının ardından önce Arınç, daha sonra Başbakan tarafından yapılan açıklamalar, iktidarın katliam sanıkları yerine, mağdurları hedef aldığını açıkça ortaya çıkarmıştır.On yıllık iktidarlarında, adım adım cumhuriyetle hesaplaşmaya gidenlere göre; Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ifade etmek ideolojik ve fraksiyonel bir tutumdur. Doğrudur. Ortada bir ideoloji çatışması vardır. Bunlardan biri Cumhuriyete sahip çıkmak ve çağdaş bir toplum düzeni içinde özgürce yaşamak isteyen yurttaşların ideolojisi iken diğeri, bunun karşısında olanların ideolojik tutumudur. Bütün bir kamuoyunun bildiği gibi eylem “Cumhuriyet Burada Kuruldu. Burada Yıkılacak.”, “ Laiklik gidecek, şeriat gelecek!” sloganları arasında gerçekleştirilmiş ve içinde yüzü aşkın insan bulunan otel ateşe verilmiştir. Bugün bırakınız beş, insanlığa karşı suç işlemiş olan bir katil hakkında dahi davanın düşmüş olması, insanlık için utanç ve acı verici bir durumdur.Kaldı ki zaman aşımı, yalnızca beş insanlık suçlusu değil, henüz yakalanamamış, sayıları on bini aşmış diğer suçlular için de söz konusudur. Bu açıklamalar, ideolojik olduğu kadar, katliamın boyutunu görmeyen ya da görmek istemeyen anlayışın ürünüdür.
İlk yorumu yazın | İzlenme: 149 | Devamı... |
|
Şenal Sarıhan
Bir ülkede cezaevlerinin ve içinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin çokluğu iki veriyi gözler önüne serer. Bunlardan biri, o ülkede gelir dağılımının eşitsizliğidir. Diğeri ise, ülkenin baskıcı bir yönetimle idare ediliyor olmasıdır. Türkiye’de 36 sı açık olmak üzere 370 cezaevi bulunmaktadır. Cezaevlerinin toplam kapasitesi 116.754 kişidir. Ancak, anılan tarih itibarı ile bu kapasite aşılmıştır. Cezaevlerinin ve içindekilerin en çok olduğu ülkeler sıralamasında da Türkiye, ABD; Rusya, İsrail, Suudi Arabistan’dan sonra 5. sıradadır. Adalet Bakanlığı’nın 30 Kasım 2011 tarihini esas alarak yaptığı açıklamaya göre cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü toplamı 127.831’dir. Bunların 120.984’ü erkek, 4.530 ‘u kadın, 2.317’si genç ve çocuktur. Cezaevlerinde bulunan 127.831 kişinin 73.419’u hükümlü,17.950’si hükmen tutuklu, 36.462 si ise tutukludur. Tutuklu sayısının hükümlü sayısının yarısına ulaşmış olması, yargının ne denli ağır işlediğinin ve ülkemizde tutuklu yargılanmanın adeta doğal hale geldiğinin işaretidir.
İlk yorumu yazın | İzlenme: 184 | Devamı... |
|
8 Mart’ı, Örgütlenerek Kutlayalım Sevgili Kadın Arkadaşlar, Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü…1857 yılı 8 Mart’ında Amerika’da, “Eşit işe eşit ücret, sekiz saatlik iş günü ve insanca yaşam” istemiyle mücadele eden dokuma işçisi kadınlar, bu haklı istemlerinin bedelini yaşamları ile ödediler. Onların canları pahasına verdikleri mücadele anısına, 1910 yılında, Kopenhag’da toplanan Sosyalist Kadınlar Kongresi, 8 Mart’ı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ilan etti ..Asırlardır sürmekte olan kadınların eşitlik mücadelesi, bugün de tüm gücü ile devam ediyor. Kadınlar, eşit haklar için verdikleri mücadele ile kendi tarihlerini yazıyorlar. Biz onlardan öğrenerek bugünün mücadele yöntemlerini geliştirmeye çalışıyoruz. Kadın mücadelesinin bize sunduğu öğretiler arasında önemli bir yeri örgütlülük alıyor. Tüm insanlık gibi onun bir unsuru olan kadınlarımız da bireysel çabaların yeterli olmadığı, güçlünün karşısına güçleri birleştirerek çıkmak gerektiği bilinci ile hareket ettiler. 1908’li yıllarda Osmanlı’da kadınların kurduğu ilk örgüt, öncülüğünü Fatma Aliye Hanım’ın yaptığı Cemiyet-i İmdadiye idi. Kadınlar, ilk örgütlerini Rumeli cephesinde savaşan erkeklere yardım amacı ile kurdular. 1909 da Halide Edip’in önderliğinde Teali İslam Cemiyeti kuruldu.Bu dönem çok sayıda kadın derneği kuruldu. Örneğin Nezihe Muhittin, aralarında Hilali Ahmer Kadınlar Merkezi’nin de bulunduğu çok sayıda kadın derneğine öncülük yaptı. Yalnızca kadın haklarını savunmak için kurulan ilk dernek, Osmanlı Kadınları Müdafaai Hukuk Cemiyeti’dir. Cemiyet, kadınların yoksulluğunun azaltılması ve çalışma yaşamına katılması amacını güden bu derneği, işgal yıllarında, ülkenin bağımsızlığına kavuşmasını tek amaç edinen kadın dernekleri izlemiştir. Bu derneklerin ilki, 18 Mayıs 1919’da kurulmuş olan Alaşehir Kadınlar Cemiyeti’dir. En etkin ve yaygın olanı ise Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Hanım ve arkadaşlarınca kurulmuş olan Sivas Anadolu Kadınları Müdafaai Vatan Cemiyeti’dir. Tarihimiz, kadınların yurt savunması ve ülke çıkarlarını kadınlık durumunun da önünde tuttuğunun örnekleri ile doludur.
İlk yorumu yazın | İzlenme: 246 | Devamı... |
|
|
GENEL BAŞKAN ŞENAL SARIHAN’IN 3 DEVRİM YASASI’NIN KABULÜNÜN YIL DÖNÜMÜNE İLİŞKİN BASIN AÇILAMASIDIR
EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN BİRLİĞİ YASASI UYGULANSIN 3 Mart 1924 Türkiye Cumhuriyetinin laik temellerini atan yasaların yıl dönümüdür.Bugün kabul edilen yasalarla Cumhuriyet Hükümeti; Şeriye ve Evkaf Vekaletini ve halifeliği kaldırarak, halkın kendi iradesi ile kendisini yöneteceğinin ve toplumsal yaşama bilimin egemen olacağının ilk adımlarını atıyordu. Yine aynı gün kabul edilmiş olan Tevhid-i Tedrisat (Öğrenim Birliği) Yasası, yeni dönem insanın hurafelere değil, akla göre eğitileceği bir düzenin eğitim ilkelerini oluşturuyordu. Kısaca Laik bir toplum yaratılacaktı. Doğal olarak, bu düzenlemeler, yıllarca gerici anlayışlarla eve mahkum edilmiş kadınlar için büyük bir müjde idi. 1926 da kabul edilen Medeni Yasa, bu temel anlayış üzerine kulluktan yurttaşlığa geçişimizin çağdaş bir yol haritası olmuştu. İlk yorumu yazın | İzlenme: 251 | Devamı... |
|
| << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1 - 5 Toplam: 158 | |
|
|